Nostalji neden olduğundan güzel hatırlatır bize geçmişi
Hafıza geçmişi yaşandığı gibi saklamıyor; sıkıcıyı atıyor, gerginliği alıyor. Geriye düzenlenmiş bir dönem kalıyor.
Selin Yalçın 3 dk okuma
Nostalji, son yıllarda hem çok satan hem de çok eleştirilen bir duygu haline geldi. Bir yandan eski şarkılar, eski diziler, eski tasarımlar sürekli geri dönüyor. Diğer yandan "geçmişe takılıp kalmak" bir kusur olarak anılıyor. İkisi de aynı duyguyu tarif ediyor ama farklı yerlerden bakıyor.
Asıl mesele nostaljinin iyi ya da kötü olması değil. Zihnin geçmişi nasıl sakladığını ve bu saklamanın neyi çarpıttığını anlamak, duyguyla kurulacak ilişkiyi belirliyor.
Hafıza neyi saklar
Geçmiş, yaşandığı gibi hatırlanmaz. Hafıza bir kayıt cihazı değil, bir düzenleyicidir. Ayrıntıları atar, sıkıcı olanı siler, duygusal olarak yoğun olanı öne çıkarır. Bu yüzden on yıl öncesini hatırladığınızda aklınıza gelen şeyler o dönemin ortalaması değildir; o dönemin en belirgin anlarıdır.
Buna bir de zamanın yumuşatıcı etkisi eklenir. Sıkıntılar hatırlanır ama artık acıtmaz. Kaygılar hatırlanır ama nasıl bittiğini bildiğiniz için tehdit taşımaz. Geriye kalan şey, gerginliği alınmış bir dönemdir. Elbette güzel görünür.
Karşılaştırmanın haksızlığı
Nostaljinin en yanıltıcı kısmı burada başlar. Geçmişi bugünle karşılaştırırken iki farklı şeyi kıyaslarız. Geçmişi sonucuyla birlikte, düzenlenmiş halde biliriz. Bugünü ise ham haliyle, sonucu bilinmeden yaşarız.
Bugünün belirsizliği vardır, geçmişin yoktur. Bugün çözülmemiş meseleler açıktadır, geçmiştekiler çoktan kapanmıştır. Bu koşullarda geçmişin daha iyi görünmesi kaçınılmazdır ve bunun gerçekle pek ilgisi yoktur.
Bunu test etmenin sade bir yolu vardır: özlediğiniz dönemde tuttuğunuz bir not, bir mesaj ya da bir kayıt bulmak. O kayıtlarda genellikle şikâyetler, endişeler ve o zaman da bir öncesini özlediğinizi gösteren cümleler çıkar.
Nostaljinin gerçek işlevi
Buna rağmen nostalji işe yaramaz bir duygu değildir. En açık işlevi süreklilik duygusu vermektir. Geçmişi hatırlamak, bugünkü kişinin aynı hikâyenin devamı olduğunu hissettirir. Bu his olmadığında insan kendini kopuk hisseder.
İkinci işlevi zor dönemlerde ortaya çıkar. Yalnız hissedildiğinde, belirsizlik arttığında ya da bir değişimin ortasında kalındığında nostalji devreye girer. Bir tür iç dayanak sağlar: sen daha önce de bir yere aitti, bir düzenin içinde yaşadın, bu da geçecek.
Üçüncü işlevi ise bilgi vericidir. Neyi özlediğiniz, bugün neyin eksik olduğunu söyler. Bir dönemi özlüyorsanız, muhtemelen o dönemde olup bugün olmayan bir şey vardır: daha az sorumluluk, daha sık görüşülen insanlar, daha yavaş bir tempo. Bunlar geri getirilemez ama karşılıkları bugün kurulabilir.
Nostaljinin ne zaman ortaya çıktığına bakmak da öğreticidir. Bu duygu, boş zamanlarda rastgele gelmez; genellikle geçiş dönemlerinde yoğunlaşır. Bir taşınma, bir iş değişikliği, bir ilişkinin bitişi ya da alışılmış bir düzenin bozulduğu anlar. Zihin, zeminin kaydığını hissettiğinde geçmişe tutunur. Bu anlamda nostalji bir kaçış değil, bir dengeleme girişimidir.
Bu yüzden nostaljinin arttığı dönemler, aslında hayatta bir şeyin değiştiğinin işaretidir. Duygunun kendisini sorgulamak yerine hangi değişimin tetiklediğine bakmak çoğu zaman daha çok şey söyler.
Nostalji ne zaman sorun olur
Duygu, geçmişi bir ölçü haline getirdiğinde sorunlu hale gelir. Bugünün her anı o dönemle karşılaştırılıyorsa, bugün hiçbir zaman kazanamaz. Bu karşılaştırma sessizce sürerse, kişi yaşadığı zamanı sürekli eksik bulur.
İkinci sorunlu biçim, geçmişin yeniden kurulabileceği inancıdır. Aynı yerlere gitmek, aynı şeyleri yapmak, aynı insanlarla aynı düzeni aramak. Bu girişimler genelde hayal kırıklığıyla biter, çünkü özlenen şey mekân ya da nesne değil, o dönemki kişidir ve o kişi artık yoktur.
Dengeli bir kullanım
Nostaljiyle sağlıklı bir ilişki kurmanın yolu onu bir sığınak değil, bir kaynak olarak görmektir. Geçmişe bakmak, oradan bir şey alıp bugüne getirmek için yapıldığında işe yarar. Eski bir alışkanlık, unutulmuş bir ilgi, bırakılmış bir bağ.
Bir de geçmişi olduğu gibi hatırlamaya çalışmak vardır. Güzel kısımlarla birlikte zorluklarını da anmak. Bu, duygunun tadını azaltmaz; sadece onu daha doğru bir yere oturtur. Böyle hatırlanan bir geçmiş, bugünü küçültmez; ona bir zemin kurar.