İçeriğe geç
Çorum'dan Haber
Eğitim Gündemi

Tekrar okumak neden yetmiyor: kendini sınayarak öğrenmek

Bir metni tanımak ile onu hatırlayabilmek aynı şey değildir. Öğrenmeyi kalıcı kılan üç ilke: geri çağırma, aralıklandırma ve karıştırarak çalışma.

Mert Koral Güncelleme: 3 dk okuma

Facebook X WhatsApp

Bir konuyu öğrenmenin en yaygın yöntemi tekrar tekrar okumaktır. Not alınır, altı çizilir, sayfa yeniden gözden geçirilir ve metin gitgide tanıdık gelmeye başlar. Bu tanıdıklık hoş bir histir; insana konuyu artık bildiğini düşündürür. Ne var ki tanıdıklık ile hatırlayabilmek aynı şey değildir. Bir metni okurken anlamak kolaydır, çünkü cevap gözün önündedir. Asıl zorluk, metin kapalıyken aynı bilgiyi zihinden çıkarabilmektir.

Öğrenme üzerine yapılan çalışmaların en tutarlı bulgularından biri budur: bilgiyi geri çağırma çabası, onu yeniden okumaktan çok daha güçlü bir iz bırakır. Kendi kendini test etmek, sınav öncesi bir ölçüm aracı değil, öğrenmenin kendisidir. Hatırlamaya çalışırken zihin bilgiyi arar, bulur ve bulduğu yolu güçlendirir. Bu çaba biraz rahatsız edicidir; tam da bu yüzden işe yarar.

Kolay öğrenmenin yanıltıcılığı

Akıcı geçen bir çalışma seansı, öğrencide iyi bir izlenim bırakır. Sayfalar hızla ilerlemiş, her şey anlaşılmıştır. Ancak akıcılık, kalıcılığın göstergesi değildir. Zorlanmadan geçilen konular çoğu zaman aynı hızla unutulur. Buna karşılık takılarak, durup düşünerek, bazen hatırlayamayarak geçen bir çalışma daha verimsiz hissettirir ama sonuçta daha fazlasını bırakır.

Bu çelişki, öğrencilerin yöntem seçimini bozar. İnsan doğal olarak kendini iyi hissettiren yöntemi tercih eder. Bu nedenle sürekli okumak, tekrar tekrar not çıkarmak yaygındır; kendini sınamak ise az tercih edilir. Oysa öğrenmenin ölçüsü çalışırken alınan haz değil, bir hafta sonra geriye kalandır.

Aralık koymanın gücü

İkinci güçlü ilke aralıklandırmadır. Aynı konuya beş saat aralıksız çalışmak yerine, o beş saati birkaç güne yaymak sonucu belirgin biçimde iyileştirir. Aradaki boşlukta bilgi biraz solar; yeniden ele alındığında zihin onu tazelemek için çaba harcar ve bu çaba izi derinleştirir. Hiç unutulmamış bir bilgiyi tekrar etmek, unutulmaya başlamış bir bilgiyi geri getirmek kadar güçlü değildir.

Pratikte bu, çalışma planını konuya göre değil zamana göre kurmak anlamına gelir. Bir konu bugün çalışılır, iki gün sonra kısaca yoklanır, bir hafta sonra bir kez daha. Her yoklama birkaç dakika sürer ama etkisi uzun saatlerin etkisini aşar. Sınav yaklaştığında yapılan toplu tekrarların yorucu ve kırılgan olmasının sebebi de budur; o tekrar tek bir zaman noktasına sıkışmıştır.

Karıştırarak çalışmak

Üçüncü ilke daha az bilinir. Aynı türden soruları arka arkaya çözmek yerine farklı türleri karıştırmak, başlangıçta performansı düşürür ama öğrenmeyi güçlendirir. Aynı tip sorular peş peşe geldiğinde zihin, hangi yöntemin kullanılacağını düşünmez; sadece uygular. Sorular karıştığında ise önce yöntemi seçmek gerekir. Gerçek sınavda ve gerçek hayatta karşılaşılan durum tam olarak budur: soru, hangi konudan geldiğini söylemez.

Bu yüzden karışık çalışma, çözülen soru sayısını azaltsa bile doğru soruyu doğru araçla eşleştirme becerisini geliştirir. Öğrenci bu geçişe genellikle direnir, çünkü kendini daha başarısız hisseder. Bu hissin geçici olduğunu bilmek, yöntemde ısrar etmeyi kolaylaştırır.

Kendi kendine sınamanın pratik hâli

Bunu uygulamak için karmaşık malzemeye gerek yoktur. Bir konuyu okuduktan sonra kitabı kapatıp boş bir kâğıda hatırlananları yazmak en sade yöntemdir. Ardından metne dönüp eksikler işaretlenir. İkinci yöntem, okurken kendi sorularını üretmektir; her başlık bir soruya çevrilir ve sonra kapalı kitapla cevaplanır. Üçüncüsü, konuyu birine anlatmaktır. Anlatmak, boşlukları acımasızca ortaya çıkarır.

Dördüncü bir yöntem, konuyu kendi cümleleriyle yeniden yazmaktır. Ders notunu olduğu gibi kopyalamak öğrenmeye pek katkı sağlamaz; ancak aynı bilgiyi kendi kelimeleriyle, kısaltarak ve sırasını değiştirerek yazmak zihni bilgiyi yeniden kurmaya zorlar. Bu sırada anlaşılmamış noktalar kendiliğinden görünür hâle gelir, çünkü insan anlamadığı bir şeyi kendi cümlesiyle yazamaz.

Bütün bunların ortak noktası çabadır. Öğrenmenin bir yerinde zorlanma olmalıdır; zorlanmanın olmadığı yerde çoğu zaman yalnızca tanıdıklık birikir. Bunu bilmek, çalışma saatlerini artırmadan sonucu değiştirebilir. Ve belki daha önemlisi, zorlandığı için kendini yetersiz sanan öğrenciye, o zorlanmanın öğrenmenin işareti olduğunu hatırlatır.